www.sansuresansur.org

« Bir Önceki Vızıldanma |

15/12/2008

Aslan Şehirden..Melekler Şehrine Bir Yolculuk

 Bayram tatilinde Ceyda ve onun iş yerinden arkadaşları Çiğdem, Simge, Miray la beraber uzak doğu turuna katıldık.. Bangkok havalimanındaki protestolar yüzünden iptal olma tehlikesi geçiren turumuzun akıbeti gidişimizden 2 gün once belli olabildi..bir hayli moralsiz ve Pronto tur yüzünden zoraki başladığımız tur inanılmaz güzel geçti ve kesinlikle hayatımın en güzel tatillerinden biri olmaya aday oldu..

 Turumuzun ilk durağı “Aslan Şehir” anlamına gelen Singapur oldu..Singapuru fazla avrupai bulup beğenmeyen arkadaşlarımın aksine ben bu ülkeyi çok sevdim..her yer tertemiz..bütün yaplar düzenli ve yep yeni..insanlar gayet düzgün..Singapur adeta  küçük bir New York edasında..Tek olumsuz yanı sıkı kuralları ve ekvatora 160 km uzaklığı sebebiyle tropical iklimin göbeğinde cayır cayır yanan fazlaca rutubetli bir memleket olması.. Sinagapur’da tur rehberimizin azizliği sebebiyle uçaktan iner inmez kendimizi Night Safari de bulduk.. Night Safari avrupa ya da Amerika da gidebileceğiniz her hangi bir theme parktan farksız…Tuistleri hayvanat bahçesine çekebilmek için bir Night Safari konsepti icat edilmiş besbelli..benim gibi gözleriniz bozuksa (ve gözlüğünüz son bir senedir kayıpsa) night safariden büyük olasılıkla pek bir şey anlamayacaksınız!! Ayrıca D-SLR makina kullananlar mutlaka yanlarında tripod götürsünler başka türlü çekim yapabilmek mümkün değil (bütün gece çkimlerinde yapmanız gerektiği üzre diyelim. Singapura dayanamayarak 70-300 tele-macro bir objektif aldım sigma marka..ama tur rehberimiz sağolsun koca singapurda Türkiye fiyatlarıyla satan tek yere götürdü bizi sanıyorum yani ucuza filan alamadım hatta korkarım ordada kazıklanmış olabilirim üstüne bir bardak soğuk su lütfen!)...Ertesi sabah yine turla beraber once orikide bahçelerine ardından Sentosa adasına doğru yola koyulduk..Orkide bahçeleri harikaydı görmeniz tavisye edilir..Sentosa adasına gelince teleferikle gidilmesi ve laser showu dışında bir espirisi yok kesinlikle fakat Singapur ‘da turistik anlamda görülecek çok fazla yer olmayınca bunlara gitmekten başka care kalmıyor.. Tavsiyem uzakdoğu turlarına katılırsanız tur şirketinin hiçbir ekstrasına katılmamanız zira bu şirketler bizleri yarı yarıyadan fazla kazıklıyorlar..Sentosada çok geç olmadan fark ettiğimiz bu gerçek sayesinde Phuket ve Bangkok gezilerimizi çok çok ucuza tamamladık..

 

Ertesi Sabah Phukete doğru havalandık.. İtiraf edeyim Phuket ilk başta büyük hayal kırıklığı oldu.. Kaldığımız Patong Beach civarı Alanya nın merkezinden farksızdı.. Uzak doğuya özgü çok fazla yapı da göremedik.. Plajları akdeniz egedeki plajlardan farksız hatta kiminden de geride diyebilirim.. Phuket’te turdan bağımsızlığımızı  ilan ederek otelin karşısında kuaför salonundan bozma tur şirketimizden ayarladığımız Tuk Tuk ile (taksi görevi yapan mini mini kamyonetler) kısa bir şehir turu yaptık ardından otelimize yakın Savoey Sea food restoranında akşam yemeğimizi yedik.. Sea Food restoranlarda balıklarınız için sos istemeyi ihmal etmeyin aksi takdirde oldukça tatsız yemekler sizi bekliyor..Yemekk ardından Phuketin meşhur barlar sokağına (Bangla Road) daldık ..Bu sokak yine Antalya ya da Alanyadaki barlar sokaklarını andırıyor farkı etrafta taylandlı geç kızlar ya da lady boylarla el ele gezen kır saçlı ayakta zor duran ingiliz, amerikalı v.s. amcaların mide bulandıran varlıkları!Phuket erkekler için bir cazibe merkezi olabilir fakat bayanlar gece hayatından pek bir şey beklemesinler..Efendm ordada kan mı çekti nedir bilinmez  etrafımızı Türkler, Malezyalılar, Kuvveytliler sardı!!Kendimizi zor kurtardık! Müslüman kardeşler birliği :PP..Neyse ertesi sabah yine kendi ayarladığımız tur ve sürat teknesiyle Phi Phi adalarını gezdik, snorkel ile daldık, maymunları besledik, güzel thai yemekleri yedik. Bu arada kendimi yanıltmadım Thai yemeklerinide gayet beğendim! Oraya giderken insanların orada aç kalıcaksın aman yanında şunu götür yok gitmeden iyi ye sözlerine karşın ben ordada hemen hemen her öğünü rahatlıkla yiyebildim.Tabii öyle kedi, kopek, haşere , böcek yeme olayına girmedim yediğim yemekler İstanbulda bir Thai restoranında yiyebileğiniz türden yemeklerdi..) O gece Simon Cabareti izlemeye gittik..Simon Cabaret Moulin Rouge’un Thai versiyonu ama büyük bir farkla ; burdaki bütün göstericiler travesty..ama bir kadından ayırt edşlmeleri neredeyse imkansız..Her ikisinide izlemiş biri olarak diyebilirim ki Moulin Rouge kıyaslanmayacak bir gösteri olsada kostümlerin renkleri ve lady boyların zarafeti takdire şayandı! Phukette en çok satılan 2 tur Phi Phi ve James Bond adası turları fakat biz James Bond adası turuna katılmadık çünkü bu turda yüzme molası yok kanolarla mağraların içine fln giriyormuşsunuz ..e deniz güneş varken buda bize pek cazip gelmedi..Bizde ertesi gün Raja adasına gittik.. Raja adası için söylecek 2 kelime var  “yeryüzünde ki cennet!” Denizi, kumsalı, sakinliği, bitki örtüsü, kuş cıvıltıları ile cennetten bir köşe Raja adası..Adada 4 tane de otel var fakat bunların fiyatları normalin epey üzerinde ..kızlar bu adaya balayında gelmeyi planlıyor/diliyorlar..fakat Simge ve ben buna gerek olmadığı kanısındayız zira balayını beklersem bu otellerde hiç kalamayabilirim belli mi olur!! İnsan hayallerini bu tarz beklentilere endekslememeli (hayattan alınan dersler  Part I yaş 26!)..Raja adasından sonra Phukete dönerek fil safarisine katıldık..akşam üzeri olduğu için fotoğraflarım net çıkmadı buna epey üzüldüm doğrusu..Filler muhteşem yaratıklar..insanın içinden sarılıp kucaklamak mıncıklamak geliyor…gerçi tepesinde olmak epey ürkütücü..akşam üzeri fil safarisi yapmanın en büyük artısı ormanın içinden denize karşı gün batımını izleyebilmek..harika bir deneyim..Fil safarisinin ardından Phuketteki son günümüzü masaj yaptırarak noktaladık..yalnız thai masajı değil aroma terapi masajı yaptırdık.. salondaki ağır kokuyu duyunca kızlara güzel kokan bir masaj istiyorum dedim bunu önerdiler..Ceyda ile yan yana aynı odada  kıkırdaya kıkırdaya yaptırdık masajı..açıkçası epey tedirgin oldum masaj esnasında ..şimdi sıra nerde modunda..ama oldukça komikti çok eğlendik! Masaj ardından White Boxta yemek yiyerek Phuketteki son günümüzü noktaladık efendim..(Alternatif olarak Joe’s Place i deneyebilirsiniz)

 

Perşembe sabahı turumuzun son durağı olan  melekler şehrine yani Bangkok’a doğru havalandık..Havaalanındaki protestolar sebebiyle altüst olan uçuş planları sebebiyle 2-3 saat rötarlı olarak Bangkoka ulaştık.. otobüsle acele ve üstün körü bir şehirturu yaptıktan sonra rehberimiz tarafından sepetlendik..Turdan kopan 15 kişi otele dönüp ertesi gün için tur programı yaptık ve ardından PatPong ve Night Bazaarı gezdik(çakma antalar ve saatler için burayı ziyaret etmelisiniz)..Ertesi sabah erkenden kalkıp yüzen çarşıya gittik..yüzen çarşı Bangkoka bir buçuk saat uzaklıkta fakat görülmeden gelinmemesi gerekiyor özellikle fotoğraf merakı olanlar için harika kareler çıkıyor burdan..ayrıca yol üzerinde mücevher fabrikasına ve coconut çiftliğinede uğradık..öğle yemeği ardından kanallar turu yaptık..bu turun da espirisi çok fakir ve zengin insanların iç içe yaşadığı bölegeleri gezmeniz ..lüks bir malikanenin yanında derme çatma kapısı bacası olmayan bir ev görebiliyorsunuz..Tapınakların önünde balık tutmak yasak olduğu için bunların önünde durup balık besleyebiliyorsunuz..Bangkok gördüğüm 3 şehir içinde en pis , en iç karartıcı ve keşmekeş içinde olanıydı …etrafta bağıran sokak satıcıları, sizi erotik showlara zorla sokmaya çalışan arsız insanlar, leş gibi kokan yemek tezgahları, çamurlu nehirde yıkanan derbeder insanlar v.s.  ama herşey bir yana çok mistik,gizemli ve  bambaşka bir şehir ..gördüğüm için menunum…

 Tur boyunca yapmak isteyipte yapamadığım tek şey yavru kaplanları kucağıma alıp beslemek oldu…Fantasea showa gitmediğimiz için bu fırsatı kaçırdık..bir daha yolum oralara düşerse bunu mutalaka yapacağım..Farkındaysanız bu seyahat boyunca Panter Emel damarlarım kabardı!

 İşte bir haftam tatlı bir koşturmaca ile böylece geçip gitti..Bir hafta boyunca bambaşka bir boyutta yaşadım..Alice harikalar diyarında misali..keşke hiç bitmeseydi…bir parçam hala oralarda bir yerde avare avare dolanıyor..tek derdi ışıkla boyayacak yep yeni kareler bulmak!

 Singapur- Phuket- Bangkok gezi fotoğraflarıma burdan ulaşabilirsiniz !

Rica; Fotoğrafları kullanmak isterseniz lütfen izin isteyip kaynak belirtmeyi unutmayın!

11/11/2008

Yedigöller

Sonunda ilk ev dışı amatör fotoğraflarıma kavuştum..Pazar günü gittiğimiz Yedigöllerde birbirinden güzel kareler yakaladık Arzuyla..itiraf etmeliyim ki mesakkatli bir yolculuk oldu..atölyenin kiraladığı otobüs eski çıktı..eski otobüs kısa yoldan gidemeyince 7 saat süren uzun yolu kullanmak durumunda kaldık..sabah 6 da kadıköyden hareket eden otobüs öğlen bir civarı Yedigöllerde oldu..tabii ışığın büyük bölümünü kaçırmış olduk ne yazık ki bu yüzden..döndüğümde saat gece 1 e geliyordu bayılarak uyudum diyebilirim fakat salı oldu hala uykum düzene girmedi..önceki yazımda uzaklara gitme sevdamdan bahsetmiştim ya..saattlerce yol gidebilirim demiştim ya işte ona bir tekzip getirmek istiyorum..saatlerce eski ve kaloriferi bozuk bir otobüste gitmek istemiyorum..mümkünse konforlu bir otobüs hatta uçak olsun..bir zanax çakar uyurum zaten diye düşünüyorum uzuuun uçak yolcuğunda...bilmeyenleriniz için hafif klostrofobik bir insanım zanax çakmamın sebebi bu kapalı yerlerde daral geliyo afakanlar basıyo...flickrdan yedigöller fotoğraflarımın bir ksımına ulaşabilirsiniz efendim..yükleme işlemi saatlerce sürdüğünden dün gece bu kadarını yükleyebildim..

21/5/2008

Amsterdam Güncesi!!



Sonunda aylardır planladığımız Amsterdam gezimiz de geldi geçti.. her şeyden önce Esroshçuğuma bizi şirin evinde ağırladığı, dört gün boyunca baştan aşağı her köşesini istila etmemize müsaade ettiği ve her türlü vızıldanmaya göğüs gerdiği için (misal Aslının boynu tutulur, Zeynep gördüğü her mağazaya girmek ister, Büşra acıkır tansiyonu düşer v.s.)çok ama çok teşekkür ediyorum.  Bu Amsterdam’a ikinci ziyaretimdi ..İlk gezimi geçtiğimiz sene ablamlarla birlikte gerçekleştirmiştik..Geçtiğimiz sene 4 gün boyunca Amsterdam da gitmedik köşe bırakmamışız bu gezimizde çok daha iyi anladım ..zira turla gelmediğimiz için bu defa şehir dışına pek çıkamadık.. İşte gün gün Amsterdam gezimiz

1. Gün- Amsterdam’a varış



Central Station

Perşembe akşamı saat 9 buçuk sularında Amsterdam’a indik..Esrosh bizi Central Stationda karşıladı evimizin yolunu tuttuk..evde bir saat dinlenip mini şehir turu yaptık..yakınlarda bir pubta biralarımızı yudumlayıp yorgunluğumuza teslim olarak uykuya daldık

2.Gün Şişme Yatakta Cereyanda Kalınırsa

Cuma sabahı deli gibi üşüyerek ağzım burnum tıkalı uyandım...kendimizi sokakta uyuyor gibi hissetmemizin sebebi maalesef göremediğimiz 3. bir pencerenin gece boyu açık kalmasıymış..evden çıkmaya yakın hapşırmam esnasına dek tek derdim üşütmüş olmamdı..hapşırmamla beraber dertlerime kocaman bir yenisi eklendi...boyun fıtığım kış sonrası daldığı derin uykudan hortladı ve ilk günümüzü cehenneme çevirdi..çığlıklarımdan dehşete düşen Ceydosh ile Bush ilaç bulmak için kendilerini dışarı attılar  ve maalesef sevgili arkadaşlarım bana ilaç bulma uğruna yağmurlu soğuk Amterdam sokaklarında kayboldular.( Efendim Amsterdam gezimiz boyunca 10 derecenin üzerinde seyretmedi, yağmuru üzerimizden eksik etmedi..bereketli şehirmiş vesselam).bir bucuk saat kadar sonra ilaçlarıma kavuştum..Ceydosh, Bush ve Zeyno’ya buradan tekrar çok teşekkür ederim..benim yüzümden ilk yarım günlerini feda etmek zorunda kaldılar..öğlen 4 gibi evden çıktık ve önce Rijks Museum’a  ( Bilmeyenler için Rayk diye telaffuz ediliyor geçen defa aklımda tutamadığım bu hususu bu defa aklıma kazımak için buraya yazmak istedim itiraf edeyim) ardından Van Gogh Museum a gittik...İkisine de daha önce gittiğim için tutuk boynumun müzeleri derinlemesine incelememi engellemesine aldırış etmedim doğrusu..zaten itiraf etmek gerekirse aynı müzeye ikinci bir defa gidecek denli sanat kelebeği bir insan değilim...bu ikinci tur tamamen arkadaş hatırına ..soğukta üşüyeceğime içeride durayım mantığıyla yapılmış bir ikinci tur oldu...


                                  RijksMuseum(Rayk Museum :P)


                              Van Gogh Museum




Müze gezimiz ardından Leidseplein de Hard Rock Cafede  içkilerimizi yudumlayıp yorgunluk attık (biliyorum Amsterdam a gidip Hard Rock Cafeye gitmek biraz magandalık oldu ama cafe arayacak takatimiz kalmamıştı)...Akşam apar topar eve gidip üzerlerimizi değiştirdik ve Supper Clubtaki rezervasyonumuza yetişmeye çalıştık... Supper Club Amsterdam’ın must see gece  klüplerinden bir tanesi.. bu arada gece hayatının Amsterdam’da ki öncüleri Supper Club, Jimmy Woo (maalesef gidemedik bir daha ki sefere diyeceğim ama uzuuun bir süre gideceğimi sanmam)ve Club 11 ...Supper Clubta gece boyunca yastıklarımıza gömülüp lezzetli yemeklerin tadını çıkardık..



                    Supper Club boşken. Biz sol üst köşede oturduk :P

Mekana ilk girdiğinizde enteresan garsonunuz (bize orası burası açıkta sürekli surette içindeki iç çamaşırını teşhir eden sıcak kanlı bir ducth kırması kızımız servis yaptı gece boyunda) gelip  kesinlikle yemekten hoşlanmayacağınız herhangi bir şey var mı diye soruyor çünkü gece boyunca yiyeceğiniz yemekler sürpriz ve 5 coursetan oluşuyor..yemekleri başarılı bulmama rağmen artık yemekten hoşlanmadığınız bir şey var mı sorusuna vereceğim yanıtı çok iyi biliyorum; Zencefil, Muskat ve her türlü Çiğ et...Supper Clubta yemeklerimizi mutlak surette travesti oluğunu iddia ettiğim bir striptizci gösterisi izleyerek yedikten sonra türlü dejenerelikleri izlemekten bunaldığımız noktada mekan değiştirmeye karar vererek Club Eleven’a geçtik..







Club eleven görebileceğiniz en salaş, izbe ve derme çatma girişe sahip..önünde uzun bir kuyruk var..her tarafı graffiti dolu bina girişinde bekliyor kocaman bir asansörle binanın 11. katına çıkartılıyorsunuz ve Amsterdam’ın en güzel manzarası orda sizi bekliyor..Boyun fıtığı gün boyu müze koşuşturmacası, Supper Club derken maalesef  Club 11 de eğlenecek enerjimiz pek kalmamıştı..bizde manzaraya karşı içkilerimizi yudumlayıp evin yolunu tuttuk bir kez daha..

3. Gün..Çiçek Pazarı..Alışveriş..Alışveriş Alışveriş...



 

Sabah kalkıp evvelsi gün gerçekleştiremediğimiz Çiçek Pazarında kahvaltı planımızı uygulamaya geçirdik..Çiçek pazarındaki envai çeşit çiçeklerle mini bir baş dönmesi geçirdik ama maalesef hava soğuk ve yağmurluydu o yüzden atmosferin yeteri kadar tadını çıkartamadık..Yağmur biraz dinince kendimizi Dam Meydanından ara sokaklara attık ve tahmin edilebileceği üzere girmediğimiz mağaza kalmadı ..maalesef kendime verdiğim sözü tutamayarak babanın deyimiyle çaputa bir dolu para verdim...kredi kartı ekstrem gelinceye kadar pişmanlık duygumu minimumda yaşamak niyetindeyim..


 


Akşama kadar süren alışveriş seansımız ardından Pasta e basta! da güzel İtalyan mezeleri ve makarnalarına kavuştuk.. Pasta e basta! güzel makarnalarıyla ünlü adından da anlaşılacağı gibi ama onu farklı kılan asıl özelliği garsonların aynı zamanda piyano eşliğinde sırayla şarkı söylüyor olması...Yemek sonunda Pasta e basta!!(Bu kadar makarne yeter manasında) diyerek Red Light district’in yolunu tuttuk...burada Türk erkekleri kadar abaza bir erkek topluluğu daha olmadığına kendi gözlerimizle şahit olup maalesef  Türklüğümüzden utanarak hızlı bir tur attık..ve evimizin yolunu tuttuk..

                                               



4. Gün... Vondel Park..Kanal Turu..Patanegra..


 

Pazar günü öğlene kadar bir alışveriş telaşında geçti..Zeynep anneye hediye almam lazım diye feryatlarda mağazaları turladı, Buşra süper market alışverişini tamamladı..öğlen sandviçlerimizi ve içeceklerimizi alıp Vondelpark’a gittik..hava sonunda bize müsaade etti ve çimlerde bir süre keyif çatabildik..Akşamüzeri Bush ve Zeynoyu havaalanına uğurlayıp Esranın iş yerinden arkadaşı Mehmet’in küçük teknesiyle şarap eşliğinde uzun bir kanal turu yaptık..




.turun sonlarına doğru donma tehlikesi geçirdiysek ta ertesinde Patanegradaki lezzetli tapaslar ve sangria  içimizi ısıttı...


                                                     

                  Patanergra Esra'nın evinin sokağının başında yer alıyor




Bu arada Patanegra Michelin Guide de tavsiye edilen bir ispanyol restoranı... Öğrendim ki Michelin dünyanın dört bir yanındaki otel ve restoranları rate ediyor muş..en iyilerine 3 yıldız veriyormuş..Amsterdam da 3 yıldız alan restoran yokmuş sadece tek yıldızlı 3 restoran varmış..ben Esra’nın arkadaşı  Selçuk’un yalancısıyım bu durumda bunu araştırmak meraklılarına düşsün diyor son güne geçiyorum..

5. Gün..



 Madame Tussaud da görmek istediğimiz bir çok mumya ortalıkta yoktu??


Ceydoshla kendimizi erkenden sokaklara attık ...Meğer Pazartesi günleri mağazaların pek çoğu saat 12:00 de açılıyormuş bizde önce Madame Tussaud ‘u gezip ardından Çiçek Pazarı yakınlarında Esranın tavsiye ettiği kahvaltıcıya gidip tıka basa yemek yedik ( aslında burada kendi adıma konuşmam gerekiyor sanırım ..)


                                İşte Gidilemeyen lale bahçeleri..



Kahvaltıdan sonra bitmek tükenmek bilmeyen alışveriş arzumuzu biraz daha körelttikten sonra  Keukenhof taki Lale bahçelerine gitmeye teşebbüs ettik , tuorist information deskte öğrendik ki Lale Bahçeleri bir önceki gün kapanmış...üzüntü ve muz kabuğu demek yerine zaten havaalanına apar topar  yetişmeye çalışıp stres olacaktık diyerek bir süre daha Amsterdam sokaklarında avare avare dolandık.. Even dönüp eşyalarımızı topladık..Cenral Station’a doğru gelen ilk tramla havaalanının yolunu tuttuk...

 

 4 gün lük Amsterdam gezisinin arda kalanlarsa şöyle; çökmüş bir banka hesabı, yürümekten uyuşmuş  ve hala kendine gelememiş bir ayak parmağıJ , orda burada fütursuzca çekilmiş yüzlerce fotoğraf karesi...

Bu arada Magissa’ya katılıyorum.. Yaşasın sigara yasağı.. Sigara içen ama sürekli surette bu aksiyondan tiksinen bir insan olarak bu yasak RTE nin bizleri düşünmeden bizler için yaptığı en hayırlı iş oldu diyebilirim..

 

P.S. Az önce uyuşmuş parmağım için Florence Nightingale i aradım (İş yerime en yakın hastene FN Gayrettepe sanıyorum ki)..gün içerisinde umuyorum ki bu uyuşmuş baş parmak sendromunun aslına varabileceğim...

21/4/2008

Bana hep bana bana hep bana bana hep bana

 

Dün bizimkilerle Polonezkoy Leonardo daydık...hava çok güzeldi..yakan top, istop, tabu ve fotoğraf çekme seansları ( yukarıda gördüğünüz fotoğraf bir de şöyle çekelim hadi diyerek çektiğimiz 8888 pozdan sadece bir tanesidir)  arasında gün nasıl geçti anlamadık, hopladık zıpladık güneşlendik..bol bol güldük...taşkınlık yaptık..( Arzuyla resim çekilirken saçlarımızın birbirine dolanması, topa kafa atmaya çalışırken topu burun atmam (??) , golden yavrusuyla oynayayım derken 5 yaşında çocuklar gibi üzerimi ıslatıp çamura toza bulanmam, keza aynı şekilde Onur ve Ayse’nin aynı minik golden tarafından tırmalanması , Haktan’ı arı sokması gibi aşırı şımarma ve doğal hayata ayak uyduramama, alışık olmama gibi sebeplerden cereyan eden cenabetlik örneği ayrıntıları satır arasında geçmek isterim). Bu arada renkli istop sırasında erkeklerin renkler konusundaki bilgisizliği tekrar dikkatimi çekti..Yavru ağzııııı Onuuuuurrr yakalaaaa..yavru ağzı mı o ne?? Lilaaaaa Onur koşş ...Lila mı??  Erkekler için sadece ana renkler var..turkuvaz mavisi, yavru ağzı, lila, eflatun, fuşya, fıstık yeşili, nar çiçeği kırmızı gibi tamlamalar kullandığınızda çaresiz kalıyorlar komik bir şekilde..

 

Eve dönüş yolunda saat 7 bucuk civarı 90ların hit  pop şarkılarının çalındığı bir radyo programına denk geldik..Zerrin Özer ‘den hep bana çalmaya başladı...avaz avaz söylemeye başladık.. Bana hep bana bana hep bana bana hep bana!!!
 

 hem vazgeçip hem seçtiklerimle yepyeni bir dünya kursam
hem isteyip de hem yapmadığım hayallerim gerçek olsa
evli olup bekar kalsam
çalışmadan zengin olsam
çok yiyerek zayıflasam
sevgilimden ayrılmadan her gün yeni aşk yasasam
gizli olsa
herkes bilse

bana hep bana bana hep bana bana hep bana

istemeden seçtiklerim
ne isim var burda benim
ben aslında caz severim
çok yasasam yaslanmasam
estetiksiz güzel olsam
olgunlaşıp çocuk kalsam...

 

“Hep bana”cı bir kuşak mı olduk acaba? İsteklerimiz çok fazla fakat istediklerimiz için savaşacak enerji sarf edecek gücümüz yok sanki...armut pişsin ağzımıza düşsün istiyoruz çoğu zaman..hiç vermeden almak...sadece kendine Müslüman bir düşünce yapısıyla empati kurmadan gönlümüze göre yaşayıp sonra karşımızdakilerin bundan hiç etkilenmemesini mi bekliyoruz acaba? Sanki her denememizde hayal kırıklığına uğramışız gibi geçmiş algılarımızın bugünü olumsuz etkilemesine izin vermek neden? Hiç çaba sarf etmeden, hiç riske girmeden dünyanın kendi etrafında döndüğü ve hep döneceği yanılgısıyla yaşamak ne üzücü...Her zaman genç, her zaman güzel ve her zaman sağlıklı olmayacağız bu gerçek ama daha önümüzde yaşanacak güzel günler var..tabii bunun için çabalamak gerekecek.. Hani vatanı milleti kurtarmak için sadece gelen mailleri forward edip sanal ortamda gruplara üye olup ahkam kesmeye gelince mangalda kül bırakmayan insanların..iş başa düşünce meydanları bile dolduramaması, uykularından, tatillerinden, sevgilileriyle, aileleriyle geçirecekleri zamandan feragat edemeyip vatanı ben mi kurtarımcam demesini de aynı denklem içerisinde düşünmek mümkün..Bu miskinlik, bu tembellik ve boş vermişlikle bundan on sene sonra kendimizi aynı yerde ya da daha kötüsü daha geride bir yerlerde ve yine kendimizle baş başa bu nakaratı tekrarlarken bulabiliriz ;bana hep bana bana hep bana bana hep bana!!! (Aslına biz öz-eleştiri yazısı olarak kabul edebilirsiniz..dileyen de üzerine alınabilir tabii)

 

13/1/2007

Cumartesi..

 

Off be ve de poff ..yine niye mi offluyorum.. Dün akşam yediğim deniz mahsullü fettucuniye offluyorum..off tadı da ne güzeldi..acaba kırmızı şarapla birklikte yediğim için mi böyle oldu..neden oldu nasıl oldu bilinmez..zehirlendim..dun akşamdan beri feci durumdayım..detay vermiyorum daha evvel besin zehirlenmesi geçirenler durumu bilirler..Kalamış Divan’da deniz mahsullü fettucini yemeyin..pizzalarında sorun yok bildiğim kadarıyla...acaba arayıp durumu bildirsem mi? Duyarlı ve hakkını arayan bir müşteri olarak..off inanılmaz üşendim uğraşamam kimseye laf söz anlatamam...

 

Acaba akşama kadar enerji toplar mıyım?gez gez gez..nereye kadar..biraz da evinde otur mu diyorsunuz...hahah gezmekten yoruldum bu doğru ama hala sıkılmadım...

 

Neyse belki içimdeki enerji beni akşama kadar canlandırır..son zamanlarda düşünce gücüne olan inancım inanılmaz arttı...insan isteyince herşeyi yapabilir...sanırım yavaş yavaş olaylara hep en kötü tarafından bakıp hep en kötüye kendimi hazırlama alışkanlığımı terkediyorum..Onun yerine hep benim için en iyinin olacağını ve olduğunu düşünmeye başladığım bir döneme girdim hayatımda..bu inanılmaz mutluluk verici..çünkü hayat umduğumuz ve beklediğimiz şeyleri bize getiriyor...ben artık buna inanıyorum...

 

Herkese eğlenceli bir haftasonu dilerim..

 

 

Ben Küçükken..


Balerin olmak isterdim..


Motto
"Kör cehalet çirkefleştirir insanları.
Suskunluğum asaletimdendir.
Her lafa verecek bir cevabım var.
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
Birde söyleyene bakarım adam mı diye"
Mevlana

www.flickr.com
aslifesli's items Go to aslifesli's photostream

Seç Beğen Oku

Blogcu.com Arkadaşlarım



Blogcu ile yapıldı

Zühtü aslında bir zürafaydı!!
Neil Simon Theatre
Superbowl tickets Indians tickets

Main Type
Overall Self
Take Free Enneagram Personality Test