21/5/2008
Amsterdam Güncesi!!

Sonunda aylardır planladığımız Amsterdam gezimiz de geldi geçti.. her şeyden önce Esroshçuğuma bizi şirin evinde ağırladığı, dört gün boyunca baştan aşağı her köşesini istila etmemize müsaade ettiği ve her türlü vızıldanmaya göğüs gerdiği için (misal Aslının boynu tutulur, Zeynep gördüğü her mağazaya girmek ister, Büşra acıkır tansiyonu düşer v.s.)çok ama çok teşekkür ediyorum. Bu Amsterdam’a ikinci ziyaretimdi ..İlk gezimi geçtiğimiz sene ablamlarla birlikte gerçekleştirmiştik..Geçtiğimiz sene 4 gün boyunca Amsterdam da gitmedik köşe bırakmamışız bu gezimizde çok daha iyi anladım ..zira turla gelmediğimiz için bu defa şehir dışına pek çıkamadık.. İşte gün gün Amsterdam gezimiz
1. Gün- Amsterdam’a varış

Perşembe akşamı saat 9 buçuk sularında Amsterdam’a indik..Esrosh bizi Central Stationda karşıladı evimizin yolunu tuttuk..evde bir saat dinlenip mini şehir turu yaptık..yakınlarda bir pubta biralarımızı yudumlayıp yorgunluğumuza teslim olarak uykuya daldık
Cuma sabahı deli gibi üşüyerek ağzım burnum tıkalı uyandım...kendimizi sokakta uyuyor gibi hissetmemizin sebebi maalesef göremediğimiz 3. bir pencerenin gece boyu açık kalmasıymış..evden çıkmaya yakın hapşırmam esnasına dek tek derdim üşütmüş olmamdı..hapşırmamla beraber dertlerime kocaman bir yenisi eklendi...boyun fıtığım kış sonrası daldığı derin uykudan hortladı ve ilk günümüzü cehenneme çevirdi..çığlıklarımdan dehşete düşen Ceydosh ile Bush ilaç bulmak için kendilerini dışarı attılar ve maalesef sevgili arkadaşlarım bana ilaç bulma uğruna yağmurlu soğuk Amterdam sokaklarında kayboldular.( Efendim Amsterdam gezimiz boyunca 10 derecenin üzerinde seyretmedi, yağmuru üzerimizden eksik etmedi..bereketli şehirmiş vesselam).bir bucuk saat kadar sonra ilaçlarıma kavuştum..Ceydosh, Bush ve Zeyno’ya buradan tekrar çok teşekkür ederim..benim yüzümden ilk yarım günlerini feda etmek zorunda kaldılar..öğlen 4 gibi evden çıktık ve önce Rijks Museum’a ( Bilmeyenler için Rayk diye telaffuz ediliyor geçen defa aklımda tutamadığım bu hususu bu defa aklıma kazımak için buraya yazmak istedim itiraf edeyim) ardından Van Gogh Museum a gittik...İkisine de daha önce gittiğim için tutuk boynumun müzeleri derinlemesine incelememi engellemesine aldırış etmedim doğrusu..zaten itiraf etmek gerekirse aynı müzeye ikinci bir defa gidecek denli sanat kelebeği bir insan değilim...bu ikinci tur tamamen arkadaş hatırına ..soğukta üşüyeceğime içeride durayım mantığıyla yapılmış bir ikinci tur oldu...
RijksMuseum(Rayk Museum :P)

Van Gogh Museum

Müze gezimiz ardından Leidseplein de Hard Rock Cafede içkilerimizi yudumlayıp yorgunluk attık (biliyorum Amsterdam a gidip Hard Rock Cafeye gitmek biraz magandalık oldu ama cafe arayacak takatimiz kalmamıştı)...Akşam apar topar eve gidip üzerlerimizi değiştirdik ve Supper Clubtaki rezervasyonumuza yetişmeye çalıştık... Supper Club Amsterdam’ın must see gece klüplerinden bir tanesi.. bu arada gece hayatının Amsterdam’da ki öncüleri Supper Club, Jimmy Woo (maalesef gidemedik bir daha ki sefere diyeceğim ama uzuuun bir süre gideceğimi sanmam)ve Club 11 ...Supper Clubta gece boyunca yastıklarımıza gömülüp lezzetli yemeklerin tadını çıkardık..

Supper Club boşken. Biz sol üst köşede oturduk :P
Mekana ilk girdiğinizde enteresan garsonunuz (bize orası burası açıkta sürekli surette içindeki iç çamaşırını teşhir eden sıcak kanlı bir ducth kırması kızımız servis yaptı gece boyunda) gelip kesinlikle yemekten hoşlanmayacağınız herhangi bir şey var mı diye soruyor çünkü gece boyunca yiyeceğiniz yemekler sürpriz ve 5 coursetan oluşuyor..yemekleri başarılı bulmama rağmen artık yemekten hoşlanmadığınız bir şey var mı sorusuna vereceğim yanıtı çok iyi biliyorum; Zencefil, Muskat ve her türlü Çiğ et...Supper Clubta yemeklerimizi mutlak surette travesti oluğunu iddia ettiğim bir striptizci gösterisi izleyerek yedikten sonra türlü dejenerelikleri izlemekten bunaldığımız noktada mekan değiştirmeye karar vererek Club Eleven’a geçtik..


Club eleven görebileceğiniz en salaş, izbe ve derme çatma girişe sahip..önünde uzun bir kuyruk var..her tarafı graffiti dolu bina girişinde bekliyor kocaman bir asansörle binanın 11. katına çıkartılıyorsunuz ve Amsterdam’ın en güzel manzarası orda sizi bekliyor..Boyun fıtığı gün boyu müze koşuşturmacası, Supper Club derken maalesef Club 11 de eğlenecek enerjimiz pek kalmamıştı..bizde manzaraya karşı içkilerimizi yudumlayıp evin yolunu tuttuk bir kez daha..
3. Gün..Çiçek Pazarı..Alışveriş..Alışveriş Alışveriş...

Sabah kalkıp evvelsi gün gerçekleştiremediğimiz Çiçek Pazarında kahvaltı planımızı uygulamaya geçirdik..Çiçek pazarındaki envai çeşit çiçeklerle mini bir baş dönmesi geçirdik ama maalesef hava soğuk ve yağmurluydu o yüzden atmosferin yeteri kadar tadını çıkartamadık..Yağmur biraz dinince kendimizi Dam Meydanından ara sokaklara attık ve tahmin edilebileceği üzere girmediğimiz mağaza kalmadı ..maalesef kendime verdiğim sözü tutamayarak babanın deyimiyle çaputa bir dolu para verdim...kredi kartı ekstrem gelinceye kadar pişmanlık duygumu minimumda yaşamak niyetindeyim..

Akşama kadar süren alışveriş seansımız ardından Pasta e basta! da güzel İtalyan mezeleri ve makarnalarına kavuştuk.. Pasta e basta! güzel makarnalarıyla ünlü adından da anlaşılacağı gibi ama onu farklı kılan asıl özelliği garsonların aynı zamanda piyano eşliğinde sırayla şarkı söylüyor olması...Yemek sonunda Pasta e basta!!(Bu kadar makarne yeter manasında) diyerek Red Light district’in yolunu tuttuk...burada Türk erkekleri kadar abaza bir erkek topluluğu daha olmadığına kendi gözlerimizle şahit olup maalesef Türklüğümüzden utanarak hızlı bir tur attık..ve evimizin yolunu tuttuk..

4. Gün... Vondel Park..Kanal Turu..Patanegra..

Pazar günü öğlene kadar bir alışveriş telaşında geçti..Zeynep anneye hediye almam lazım diye feryatlarda mağazaları turladı, Buşra süper market alışverişini tamamladı..öğlen sandviçlerimizi ve içeceklerimizi alıp Vondelpark’a gittik..hava sonunda bize müsaade etti ve çimlerde bir süre keyif çatabildik..Akşamüzeri Bush ve Zeynoyu havaalanına uğurlayıp Esranın iş yerinden arkadaşı Mehmet’in küçük teknesiyle şarap eşliğinde uzun bir kanal turu yaptık..

.turun sonlarına doğru donma tehlikesi geçirdiysek ta ertesinde Patanegradaki lezzetli tapaslar ve sangria içimizi ısıttı...

Patanergra Esra'nın evinin sokağının başında yer alıyor

Bu arada Patanegra Michelin Guide de tavsiye edilen bir ispanyol restoranı... Öğrendim ki Michelin dünyanın dört bir yanındaki otel ve restoranları rate ediyor muş..en iyilerine 3 yıldız veriyormuş..Amsterdam da 3 yıldız alan restoran yokmuş sadece tek yıldızlı 3 restoran varmış..ben Esra’nın arkadaşı Selçuk’un yalancısıyım bu durumda bunu araştırmak meraklılarına düşsün diyor son güne geçiyorum..
5. Gün..

Ceydoshla kendimizi erkenden sokaklara attık ...Meğer Pazartesi günleri mağazaların pek çoğu saat 12:00 de açılıyormuş bizde önce Madame Tussaud ‘u gezip ardından Çiçek Pazarı yakınlarında Esranın tavsiye ettiği kahvaltıcıya gidip tıka basa yemek yedik ( aslında burada kendi adıma konuşmam gerekiyor sanırım ..)
İşte Gidilemeyen lale bahçeleri..

Kahvaltıdan sonra bitmek tükenmek bilmeyen alışveriş arzumuzu biraz daha körelttikten sonra Keukenhof taki Lale bahçelerine gitmeye teşebbüs ettik , tuorist information deskte öğrendik ki Lale Bahçeleri bir önceki gün kapanmış...üzüntü ve muz kabuğu demek yerine zaten havaalanına apar topar yetişmeye çalışıp stres olacaktık diyerek bir süre daha Amsterdam sokaklarında avare avare dolandık.. Even dönüp eşyalarımızı topladık..Cenral Station’a doğru gelen ilk tramla havaalanının yolunu tuttuk...
4 gün lük Amsterdam gezisinin arda kalanlarsa şöyle; çökmüş bir banka hesabı, yürümekten uyuşmuş ve hala kendine gelememiş bir ayak parmağıJ , orda burada fütursuzca çekilmiş yüzlerce fotoğraf karesi...
P.S. Az önce uyuşmuş parmağım için Florence Nightingale i aradım (İş yerime en yakın hastene FN Gayrettepe sanıyorum ki)..gün içerisinde umuyorum ki bu uyuşmuş baş parmak sendromunun aslına varabileceğim...


0 yorum yazılmıştır